22 Temmuz 2015 Çarşamba

FOTOĞRAF YARIŞMALARI HAKKINDA…



FOTOĞRAF YARIŞMALARI HAKKINDA…

Geçtiğimiz aylarda bir fotoğraf yarışmasında jüri üyeliği yaptım. Bu yarışmanın sonuçları açıklandıktan sonra da özelikle Facebook adlı paylaşım sitesi üzerinden ben, diğer jüri üyeleri ve ilgili kurum büyük saldırılara uğradık. Saldırının temelinde birinci seçilen fotoğrafın bu ödüle değer görülmemesi vardı ama altta yatan esas neden başkaydı. Yani birinci seçilen fotoğraf başka bir fotoğraf dahi olsa bu saldırılar yine de olacaktı, çünkü özellikle son 10 yıllık fotoğraf yarışmalarının mazisi bize bunu gösteriyordu. Bu nedenle ben de bu köşemde 7 bölümden oluşacak; bir yazı dizisiyle ülkemizde yapılan fotoğraf yarışmalarıyla ilgili sorunları ortaya çıkarmaya ve neler yapılması gerektiği konusunda bilgim ve tecrübem dâhilinde bir şeyler yazmaya karar verdim.

Bölüm başlıklarını;

1-Fotoğraf Yarışmalarının Formatının Değişmesi,
2-Amatör/Profesyonel Fotoğrafçı Tanımının Değişmesi, 
3-Fotoğraf Yarışmalarında Değerlendirme Sorunları,
4-Ulusal Jüri Komitesi Oluşturulmasının Zorunluluğu,
5-Fotoğraf Yarışmalarındaki Etik Sorunlar ve Çözümleri,
6-TFSF’nin Fotoğraf Yarışmalarındaki Yeni Rolünün Belirlenmesi, 
7-Fotoğraf Yarışmaları Üzerine Genel Öneriler ve Çözümler,

olarak belirledim.


1-Fotoğraf Yarışmalarının Formatının Değişmesi,
Çoğunuzun bildiği gibi İFSAK kökenliyim ve aynı zamanda Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Fotoğraf Bölümü mezunuyum. Gerek İFSAK’taki amatör günlerimde gerekse akademide okuduğum dönemde fotoğraf yarışmaları olurdu ama bu yarışmalara katılmayı öyle kolay kolay cesaret edemezdim. Çünkü o dönemde yapılan fotoğraf yarışmaları çok elit yarışmalardı ve sadece benden önceki kuşakların katılmayı düşünebilecekleri yarışmalardı. Dolayısıyla 2 yıllık amatörlük 4 yıllık akademik birikimimden sonra ancak fotoğraf yarışmalarına katılma cesaretimi kendimde gördüm ve bu yarışmalara katılmaya başladım. Yani şimdiki fotoğrafçılar gibi; bugün fotoğraf makinesi alıp çektiğim ilk fotoğraflarla yarın bir yarışmaya katılıp ödül beklemedim. Ayrıca yarışmalara katılmaya karar verdiğimde elimde gerek sanatsal gerekse akademide okuduğum dönemde yaptığım proje ve ödevlerden oluşan tahmini olarak 10.000’e yakın siyah beyaz negatif, renkli negatif ve dia pozitifim vardı. Bu arşivimin deneysel fotoğraftan belgesel fotoğrafa, portreden mimariye kadar her türlü fotoğrafla doluydu.

Fotoğrafa 1988 yılında başladım ama ilk fotoğraf yarışmasına 1994 yılında katıldım. Bu yarışma Şark Hayat Sigorta’nın (şimdiki adı Koç Allianz) fotoğraf yarışmasıydı ve ilk ödülümü de (1.’lik) bu yarışmadan aldım. Yarışmanın konusu “Çocuk ve Dünya”ydı ve bu yarışma için belirtmek isterim ki özel bir fotoğraf çekmedim. Akademideki 2. sınıf derslerinden biri olan “Belgesel Fotoğraf” dersinde “Fener/Balat” semtini çalışmıştım. İşte o semtte çalışırken çektiğim yüzlerce fotoğraftan bir tanesiydi ödül alan bu fotoğrafım...

Arkasından girdiğim birçok yarışmadan da yine elim boş dönmedim. Gerek ulusal gerekse uluslararası yarışmalarda başarılarım arka arkaya geldi. Ama o dönemde çok iyi hatırlıyorum; her yarışmada para ödülü yoktu, çünkü yarışmayı düzenleyen kurumlar prestijli kurumlardı. Mesela Tubitak, Unesco ve Türkiye Halk Sağlığı Kurumu gibi... Bu kurumların bu tip yarışma düzenlemesinin altında yatan en önemli sebep “fotoğraf sanatına katkı”ydı. Yani bugünkü birçok belediye ve şirketin yaptığı gibi yarışmadan elde edecekleri fotoğrafları kullanmak için fotoğraf yarışması düzenlemiyorlardı. Kuşkusuz ödül alan fotoğrafları belli yayınlarında kullanıyorlardı ama esas amaçları bu değildi, amaçları sanata katkıydı.

Ayrıca bir önceki kuşağın yavaş yavaş bu tip yarışmalardan çekilmesi ve daha sanatsal ve profesyonel işlere soyunmaları bizim bu tip yarışmalarda daha kolay şekilde ödül almamızı da sağlamıştı. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi bir çoğu para ödülsüz prestij yarışmaları olduğu için elde ettiğimiz maddi bir kazanç yoktu. Hatta uluslararası bir yarışma için 500 dolarlık Ciba-Chrome baskı yaptırıp gönderdiğimi bilirim. Evet… O yarışmadan ödül almıştım ama ödül sadece bir sertifikaydı. Fakat o dönemde o sertifikayı almak ünümüze ün katıyordu ve dolayısıyla para ödülünü beklemiyorduk.

90’lı yılların ortalarına geldiğimizde tüm dünyada etkisini gösteren global ekonomi bizim ülkemizde de yer edinmeye başladı.  Birçok yabancı şirket ya ülkemizdeki birçok şirketle ortak oldular ya da doğrudan ülkemizde kendi şirketlerini kurdular. Küresel ekonominin bu şirketleri dünya ile rekabet edebilmek için kendi içlerinde çeşitli yapılanmalara da gittiler. Bunlardan en önemlisi de “Kurumsal İletişim Müdürlüğü” adı altında yeni bir birim oluşturmalarıydı. Bu yeni birimin ana amacı şirketin varlığını sürdürdüğü alanda kamuoyunu bilgilendirmek ve kendi şirketlerini tanıtıp kamuoyunu yönlendirmekti. Doğal olarak bu faaliyetleri için de görsel materyallerden yararlanarak reklam çalışmaları yapıyorlardı. Dolayısıyla tanıtımları için fotoğraflara ihtiyaç duymaya başladılar. Bu ihtiyaçlarını başta profesyonel fotoğrafçılara ya da reklam şirketlerine büyük bütçeler ayırarak karşılamaya başladılar. Ancak profesyonel fotoğrafçılara ve reklam şirketlerine ödedikleri bütçe zamanla yükselince tanıtım bütçeleri yetmemeye ya da bu tanıtım için ayırdıkları bütçeler maliyetlerini artırmaya başladılar.

İşte bu aşamada bu şirketler fotoğraf yarışmalarını keşfettiler. Bu alanda çalışan binlerce amatörün profesyonellere taş çıkartan çalışmalarını yakından incelediler ve görsel malzemelerini büyük bütçeli fotoğraf yarışmaları düzenleyerek temin etmeye başladılar. Böylece mütevazı dernekler ya da kurumlar tarafından yapılan fotoğraf yarışmalarının dışında bugünkü fotoğraf yarışmalarının temelini oluşturan dev bütçeli fotoğraf yarışmaları ortaya çıktı. Çünkü ihtiyaçları olan fotoğraflar için, herhangi bir profesyonel fotoğrafçıya bu yarışmaya ayırdığı bütçeden daha fazla bütçe ayırmak zorunda olan şirketler; hem daha az bütçe ayırarak hem de tek bir bakış açısı olan profesyonel fotoğrafçı yerine yüzlerce, binlerce bakış açısıyla fotoğraf elde etmenin avantajından yararlandılar.

Bu şekilde özellikle 2008 yılından itibaren gördük ki; fotoğraf yarışmalarının yapısı değişti. Adeta para kazanılan bir mecra haline geldi. Bu alanı keşfedenler sadece şirketler değildi. En az onlar kadar yarışma düzenleyen yerel yönetimler yani belediyeler de bu işin içine girdiler. Neredeyse bu ülkede yapılan her üç yarışmadan birisi belediye yarışması haline geldi. Onlar da şirketlerin kervanına katılıp fotoğrafçıları sigortasız işçi gibi kullanmaya başladılar. Ayrıca bu dönemde dijital fotoğraf öne çıktığı için yarışmalara baskı yerine CD gönderilmeye başlandı ya da bu yarışma fotoğrafları, yarışma için hazırlanmış özel sitelere yüklenmeye başlandı. Yani önceden bin bir emek ve zahmetle karanlıkodalarda baskı yaparak katıldığımız yarışmalar, artık sanal ortam üzerinden gerçekleştirilmeye başlandı ve deyim yerindeyse iş ucuzladı. Dolayısıyla artık fotoğraf çekebilen herkes bu mecrada yarışmaya başladı. Bu faktör bile fotoğraf yarışmalarının formatını, katılımcı sayısını ve kalitesini değiştirdi.

Ayrıca 2001 krizinden sonra piyasadan fotoğraf işi almakta zorlanan profesyonel fotoğrafçılar ile yine aynı krizde işsiz kalan beyaz yakalılar fotoğraf yarışmalarına katılmaya başladılar. Çünkü daha önceki yarışmalara, para ödülü olsun ya da olmasın ortalama 75 ile 100 kişi arasında katılım olurken, bu yarışmalara katılım birden bire 700, 800’lere çıktı. Bu tespitleri çok rahatlıkla yapabiliyorum, çünkü o dönemde ki yarışmaların birçoğunda jüri üyesi olarak görev aldım. Zaten ödül listesine baktığımızda bu sistemde daha önce adı hiç duyulmayan isimleri görmeye başlamıştım. Bir özeleştiri bağlamında söylemek isterim ki; ben de bu şekilde düzenlenmiş onlarca yarışmaya katıldım ve birçoğundan da ödül kazandım. Ama benim bu yarışmalara katılmamdaki ana amacım para kazanmak değildi. Ben bu yarışmalara, para kazanmaktan ziyade kendimi fotoğraf dünyasına tanıtmak amaçlı olarak katılmaktaydım.

Sonuç olarak fotoğraf yarışmalarının para ödülü olmayan ve büyük para ödülü olan yarışmalar diye 2010’dan sonra ikiye ayrıldığını gördük. Para ödülü olmayan ya da sembolik para ödülü olan yarışmalara 60-70 katılım olurken, 5.000 ya da 10.000 TL para ödülü olan yarışmalara 1.000-1.500 katılım gerçekleştiğine şahit olduk. Hatta çok net olarak söyleyebilirim ki; Adana’da düzenlenen ve büyük ödülünü almış olmaktan her zaman onur duyduğum “Altın Kamera” fotoğraf yarışmasına bir dönem katılımcı sayısı 10-15’lere kadar düştü. Bu yüzden TFSF, “FIAP” unvanı alacaklar için bu yarışmaya katılım şart koşmak zorunda bile kaldı.

İşte fotoğraf yarışmaların Türkiye’de geldiği son durum budur. Bir kesim amatör fotoğrafçı hala sanatsal çalışmalar yapmak adına samimi bir şekilde fotoğraf çekerken, bir kısım amatör ve profesyonel fotoğrafçı büyük bütçeli fotoğraf yarışmalarını takip ederek bu yarışmalar için fotoğraf çekerek onlardan gelen para ödülü ile hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla şirketler ve yerel yönetimler de bu zafiyeti gördükleri için; neredeyse her hafta fotoğraf yarışması düzenleyip, ihtiyaçları olan fotoğrafları bu fotoğrafçılardan sağlamaya devam ediyorlar.